Anasayfa / Sivil Toplum / ‘Big Data’ Bize Mülteci Alanındaki Yeni Bir Sorunu İşaret Ediyor: Suriyeli Kadınların Cinsel İstismarı
‘Big Data’ Bize Mülteci Alanındaki Yeni Bir Sorunu İşaret Ediyor: Suriyeli Kadınların Cinsel İstismarı

‘Big Data’ Bize Mülteci Alanındaki Yeni Bir Sorunu İşaret Ediyor: Suriyeli Kadınların Cinsel İstismarı

Google’ın neyin en çok arandığını söylediği “Google Trends” servisi bizim belirlediğimiz anahtar kelimelerle arama yaparak çalıştığımız konularda kullanıcıların ne kadar arama yaptığını, hangi kentlerden aramalar yapıldığını ve bağlantılı aramaları gösteriyor. Bunun daha çok reklam ve pazarlama hizmetlerinde kullanıldığını tahmin edebilirsiniz.

Yakın zamanda piyasaya çıkan bir kitap bu konunun aslında sosyal bilimler için nasıl kullanılabileceğini bize anlatmaya başladı. Seth Stephens-Davidowitz, “Everybody Lies: Big Data, New Data, and What the Internet Can Tell Us About Who We Really Are” kitabıyla hepimizin Google’a sorduğu sorularla yalanlar ve gerçekler arasındaki ilişkiyi inceliyor ve insan davranışlarını nasıl anlayabileceğimiz üzerine de çeşitli örnekler veriyor. Mesela Trump’ın ABD’deki başkanlık için güçlü bir aday olduğunu 2008’den başlayarak Google Trends sonuçlarına bakarak açıklamaya çalışıyor. Kitapta “big data-büyük veri” keşfinin mikroskobun tıpta yaptığına benzer dönüşümü sosyal bilimler yaşayabileceğini iddia eden Stephens-Davidowitz’in bu iddiasının anlamını önümüzdeki yıllarda göreceğiz. Yine de onun çeşitli araştırmalarından ilham alarak mülteci alanına bakmaya çalışalım.

Big Data Mülteci Alanıyla ilgili bize ne söylüyor?

Türkiye’de mültecilere yönelik nefret söyleminin gittikçe arttığını, bunun nefret suçlarına dönüştüğünü, Twitter gibi mecralarda #ÜlkemdeSuriyeliİstemiyorum benzeri hashtag’lerle nefret söyleminin savunulabilir bir fikir gibi dolaşıma girdiğini görüyoruz. Buna karşı çeşitli örgütlenmeler karşı kampanyalar yapıyor, pek çok örgütlenme de kendi çalışma alanlarında bu nefrete karşı neler yapabileceğini inceliyor. Elbette Türkiye’deki mültecilere dönük bu nefret söylemi acilen üzerinde çalışmamız gereken bir konu ancak Google Trends’te acaba mültecilerle ilgili yapılan aramalar daha vahim bir başka meseleyi daha gözlerimizin önüne seriyor olabilir mi?

Google Trends üzerinde mülteci ve sığınmacı aramaları konuyla ilgili teknik, hukuki, akademik içeriklere erişildiğini gösteriyor, ancak arama kalıbı olarak “Suriyeli”, aslında kullanıcıların bu konuda yaptığı temel arama kalıbını bize gösteriyor. Yani kullanıcılar mülteci veya sığınmacı kelimelerini değil, bir ulusa aidiyeti bildiren “Suriyeli” anahtar kelimesini kullanıyor.

Bu anahtar kelime ile ilişkili diğer aramalara baktığımızda korkunç sonuçları görüyoruz. Yapılan aramaların çok büyük bir kısmı “Suriyeli kadınlar” olarak beliriyor. Son 12 ayda bu ilişkili aramaların neler olduğuna ve ağırlıklarına ilişkin bir dağılıma bakalım

Cinsel İstismar

Karşımıza çıkan bu büyük sorunun ipuçlarını Türkiye’deki bağımsız internet medyasından okuyoruz. Hale Gönültaş Duvar Gazetesi’ndeki Suriyeli refakatsiz (ebeveynleri-yakınları olmayan) çocukların zorunlu seks işçiliğiyle karşı karşıya kaldığını aktarıyor. Mültecilerin sığındığı kentin yıkıntı alan haline gelmiş, kentsel dönüşüm sürecindeki alanlarına uyuşturucu satışı gibi yasadışı eylemlerin hakim olduğunu, gece olduğunda sığındıkları evlerin camlarını siyah demir levhalarla kapatarak bir güvenlik hattı oluşturmaya çalıştıklarını aktarıyor. Bunun dışında çeşitli dolandırıcılık şebekelerinin Suriyeli genç kadınlarla, çocuklarla evlendirme bahanesiyle Türkiyeli bir sürü erkekten para aldığını biliyoruz.

Suriyelilerin bir seks objesi olarak görülmesinin IŞİD’in Suriyeli pek çok etnisiteden kadını seks kölesi haline getirmeye getirmesinin ve bunun propagandasını hepimizin zihnine kazınan korkunç karelerle yapmasının muhakkak etkisi vardır. Suriyelileri elde edilebilir arzu nesneleri haline getiren bu durum, internetin insanların evlerinde bu bilinçaltındaki arzuyla ortaya çıkan arzu süreçlerini hızlandırıyor.

Bunun üzerinde biraz daha yoğunlaşıp “Suriyeli kadınlar” anahtar kelimesini arayanların aradığı diğer anahtar kelimeleri listeleyelim:

Aklınıza gelecek ilk soru kaç aramanın yapıldığı olabilir. Google’ın “anahtar kelime planlayıcısı” da bu konuda bize yol gösteriyor. Ben biraz da kıyaslama yapabilmek adına dört anahtar kelime grubu kullanmayı seçtim. Bunlar Suriyeli kadınlar, Suriyeli seks, Suriyeli kadınlar veriyor ve Suriyeli am. Suriyeli kadınlar araması aylık 30 bin aramanın üzerinde ve altında seyrederken son birkaç ayda “Suriyeli kadınlar veriyor” arama kalıbının 10 binin üzerinde arandığını görüyoruz. “Suriyeli seks” ayda ortalama 3000 civarında aranırken, “Suriyeli am” ise ayda 1300-1900 kez aranıyor.

Bu aramayı yapan kullanıcıların coğrafi dağılımlarını yine Google Trends ile daha ayrıntılı bir şekilde görebiliriz. Bir ilişki var mı diye bu grafiğe Göç İdaresi’nin yayımladığı ilgili kentlerdeki geçici sığınma statüsüne sahip Suriyelilerin 2016 yılı rakamlarını da ekleyebiliriz.

Bu aramaların ağırlığı ile kentlerdeki Suriyeli nüfus arasındaki bağlantıyı görebiliyoruz. Demek ki Suriyeliler kentlerde görünür oldukça bu arzuyu duyan ve buna internet ile erişmek isteyen kullanıcıların sayısı artıyor. Gazeteci Bereket Kar’ın kişisel bir sohbetimizde Ankara Siteler’de yaşayan bir Suriyeli kadının aktardığı sözleri bu arzunun yalnızca internetle sınırlı kalmadığını da doğruluyor. Kar, 40 yaşlarındaki kadının “ne onurumuz, ne şerefimiz kaldı. Çarşıya inene kadar en az 2-3 araba gündüz vakti yanıma gelip para teklif edip benimle birlikte olmak istediğini söylüyor.” dediğini aktarmıştı.

Bu Utançtan Kurtulmak İçin

Şimdiye kadar konuştuklarımız çok sınırlı bir saha bilgisiyle şekilleniyor. Bu meselenin daha derinlemesine sahada incelenmesine ihtiyacımız olduğu kesin. Bunu gerçekleştirecek olanlar Türkiyeli akademisyenler, sivil toplum örgütleri kadar Suriyelilerin kendisi. Ancak yine de bu utançtan kurtulmak için yapabileceklerimiz var.

Suriyeli kadınların seks işçiliğini isteyerek yaptığı, istemeseler kimsenin onlara bunu teklif etmeyeceği dedikoduları Türkiyede başvurulan yaygın ataerkil anlatı. Mağdur suçlayıcılık (victim blaming) olarak Türkçeye giren kavramı Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği şöyle anlatıyor:

Cinsel şiddet durumlarında, mağdur olan kişide kusur ya da kabahat bulmaya çalışılarak mağduriyetin kendisinin o kusur üzerinden ortaya çıktığı mesajı verilir. Mağdur suçlayıcılar “hiçkimse cinsel şiddeti hak etmez” yerine “bazı insanlar cinsel şiddeti hak eder” düşüncesinden beslenir. Çoğu zaman açıktan suçlamada bulunmaz, örtük olarak mağdurun şiddeti hak ettiğini telkin ederler. Ancak “şunu yapan tacizi hak eder”, “bunu giyen tecavüzü hak eder” gibi açıktan mağdur suçlayıcılar da bulunmaktadır. Mağdurun cinsel şiddeti hak etmediğini ispata çalışan çeşitli ahlaki-toplumsal gerekçeler sunulması da aynı yaklaşımı (bazıları yaptıklarıyla cinsel şiddeti hak eder) beslediği için dolaylı olarak mağdur suçlayıcılıktır. (https://bunuyapabiliriz.tumblr.com/kavramlar)

Yapılabileceklerin en başında karşıt anlatılar (counter-narratives) oluşturmak ve bunu yaygınlaştırmak geliyor. Burada Suriyelilerin kendi seslerinin olması, bu içeriğin onların gerçekliğinden kaynaklanması ve birkaç dilde birden yaygınlaştırılması gerekiyor. Bunun için dijital erişim kanallarını kullanmak çok etkili sonuçlar almayı sağlayabilir. Ayrıca “organik savunuculuk” yöntemlerini nefret söylemiyle mücadelenin bir parçası haline getirmek ve anaakımlaştırarak tüm işlerde ele almak da şart.

Bunun ötesinde Suriyelilerle ilgili üretilen yanlış bilgilerin mutlaka ortadan kaldırılması gerekiyor. Bunların başında asgari ücret kadar bir paranın tüm Suriyelilere devlet tarafından verildiği iddiası var. Aslında gerçeklik daha farklı… Pek çok Suriyeli’nin aldığı tek yardım devletin yabancı fonlardan alarak kredi kartına benzer elektronik kartlara yükledikleri 100 TL civarındaki paralar.

Suriyelilerin emek piyasasına girişlerinin sonuçlarına da değinmemiz lazım. Buna değinmezsek çözümden bahsetmek eksik kalacak. Türkiye’deki çatışma süreçleri sonucunda 1990’lar ve takip eden zamanda Kürt kentlerinden büyük şehirlere ve tarım havzalarına yaşanan göç hareketleri bu bölgelerdeki gündelik işlerde çalışma ücretlerini oldukça düşük bir seviyeye getirmişti. Tarım, tekstil, fason sanayi, inşaat gibi sektörlerde yıllardır çok düşük ücretler ve uzun, güvencesiz, güvenliksiz çalışma ortamı söz konusuydu. Çocuk işçiliği bu sektörlerde hemen herkesin bildiği ve müdahale etmediği bir gerçeklikti. Suriyelilerin Türkiye’ye gelişinin ardından bu sektörlerdeki iş rekabeti daha da arttı, ücretler daha da azaldı ve çalışma koşulları daha da kötüleşti. Bu sektörlerdeki işçiler arasında başlayan düşmanlık gittikçe tüm alanlara doğru yayılmaya başladı. Türkiye’deki iç göç dalgalarının yarattığından daha ötede bir süreç de böylece başladı.

Bugün Suriyeliler Türkiye’nin tarlalarını çapalıyor, ürünlerini topluyor, yükünü taşıyor, inşaatını yapıyor, dikişini dikiyor ve karşılığında çok az kazanmaya razı olduğu için nefret söyleminin ve saldırıların hedefi haline geliyor. Bununla mücadele edebilmek için de karşı anlatılar tek başına yeterli olmayacaktır, sahada olan öznelerin bunu gidermesi gerekiyor. Big Data’dan öğrendiklerimizin yanına bu gündelik bilgileri de eklediğimizde mücadele etmemiz gerekenin boyutlarını ve hangi alanlarda mücadele edeceğimizin sınırlarını da görüyoruz. Bunu sahada çalışan STÖ’lerin ve akademisyenlerin katkılarıyla zenginleştirebilirsek karşılaştığımız bu büyük sorunun çözümü için daha fazla veriye ve olanağa erişebileceğiz. Ancak 21. yüzyılın bu büyük göç dalgasının öncekilerden farklı pek çok özelliğe de sahip olduğunu tespit edebiliriz. Özellikle teknolojinin mümkün kıldığı sürekli iletişim sayesinde müdahale şansımız her açıdan çok daha fazla. Bu avantajdan yararlanabilmek için alandaki tüm öznelerin teknolojik güçlenmesi için ayrıca çalışmak gerekiyor.

2 yorum

  1. çok kıymetli bir yazı olmuş. utandım kendi adıma gördüklerimden ötürü

Scroll To Top